Karasakal´da Mayıs Günleri
Yazdır  Resim gizle  Yazıları büyüt  Yazıları küçült

Birkaç sene öncesine kadar Tufanbeyli’nin güzel bir köyü olan Güzelim;  yasal düzenlemelerle birkaç yıldır mahalle oluverdi. İster mahalle olsun, ister köy denilsin; Güzelim dört bir yanında adı gibi güzellikler barındıran güzel bir diyardır. Mesela güneyinde diğerlerine göre biraz küçük bir dağ var; adı Karasakal. “Adı neden böyledir?” şimdilerde pek bilen yok. Yanı başındaki diğer komşu dağların tepe ve yamaçlarındaki yeşil çayırlara göre üzerindeki yoğun kayalıkların kara görüntüsü ve   Güzelim’e doğru sakal gibi uzanması Karasakal adı için yeterli olsa gerek.

 

Mayıs ayının başında Karasakal mutlaka görülmesi, daha doğrusu tırmanarak bir dağ yürüyüşü ile keşfedilmesi gereken bir dağ. Adana – Sivas Yolu’nda (D815) ilerleyip Saimbeyli’nin Obrukbaşı’ını geçince, Avcıpınarı ile Güzelim arasında sağınızda yer alıyor. Neredeyse Güzelim’de başlayan İç Anadolu steplerine geçerken göreceğini son dağ. Güzelim’e birkaç kilometre kala sağa doğru dönen toprak dönerek 2 km kadar ilerliyorsunuz  ve Ambar Deresi´ne ulaşıyorsunuz. Aylardan mayıs ise bu dereyi geçmek hiç de kolay değil. Sanki Karasakal´ı insan zararından korumak için son engel. Geçmek için paçaları sıvamak, belki de yüzmek gerek. Geçiş için uygun bir yer ararken tepedeki koyun sürüsünün Kangal köpekleriyle bir birimize gözdağı veriyoruz. Sorumlu olduğu sürüyle bir ilgimiz olmadığını anlayıp bir zaman sonra havlamayı bırakıyor, kadrajıma Anadolu karabaşlı çoban köpeğinin güzel pozları düşüyor. Sonunda dereyi 4x4 pikabımızla geçmeye karar veriyoruz. Ben derede saplanıp kalacağız diye endişeliyim ama İlhan bey "Ben bu dereyi iyi tanırım" diyerek gaza yükleniyor. Gözümü kapatıyorum ve birkaç saniye sonra karşı kıyıdayız. İlhan bey daha sonra deneyimlediğimiz birkaç durumda da olduğu gibi iyi bir off-roadçı olduğunu kanıtlıyor. Gözünüz korkmasın; Ambar Deresi her zaman böyle değil, birkaç gündür süren yoğun sağanak yağışlar bu küçük uysal dereciği bir çaya dönüştürmüş adeta. Yoldan bakıldığında nispeten küçük gibi görünen Karasakal hemen önümüzde, devasa bir dağ oluveriyor. Tırmanırsan çok fena yorulacaksın dercesine… Dağlar genelde hep böyle gözükür, bu dille seslenirler. Ben onlara aldırış etmem. Bilirim ki, çok az insanın, birkaç çobanın ulaştığı yamaçlarında, tepelerinde ve zirvesinde binlerce güzellikler saklarlar. Ağaçlar, çiçekler, böcekler ve illa da kelebekler… Sabırsızım ve tırmanış başlıyor.

 

Tırmanışa başlamadan önce “Eski köy” denilen mevkinin hemen yanındaki yeşil düzlükte akan pınardan, yani Söğütlüpınar´ndan  dağda tüketmek üzere pet şişelerimize su dolduruyoruz. Eski köy´de insan yaşamıyor. Güzelim köyü insanları kuzey ve doğu Anadolu´dan göçüp ilk olarak su pınarları bol olan bu köyü kurmuşlar.  Su demek hayat demek değil mi zaten? Ama neden yeni Güzelim´i kurmuşlar ve burayı terketmişler? Bu ayrı bir yazı konusu olacak kadar buğulu ve hüzünlü. Şimdilerde Eski köy’de kalanlar sadece eski evlerin taş temelleri. Daha sonra dağdan baktığımızda aşağıda uzaylılarca inşa edilmiş daire ve dörtgensel gizemli şekiller gibi görünüyorlar.  Söğütlüpınar´ın dereciğe dönüştüğü çayırda step fistosu, karagöz mavisi, Hatay’ın çokgözlü güzel mavisi ve çokgözlü mavi kelebeklerinin birkaç pozunu alıyoruz. Gün iyi geçecek gibi.

 

Saat 10.00, tırmanış başlıyor. Dakika 1, rehber arkadaşım İlhan bey iki güzel çiçek gösteriyor. Bunca dağ gezmişliğim vardır ama bu kayalar arasındaki iki güzeli de tanımıyorum. İlhan bey, “Çocukluğum bu dağda geçti. Çok zengin bir florası var.” diyor şaşkınlığımı anlamışçasına.  On dakika sonra bir düzlüğe ulaşıyoruz. Adı “Küçük Tablak”. Kiraz kuşları, kuyrukkakanlar ve tarla çinteleri selamlıyor bizi etrafımızdaki kayalıklar, ardıçlar ve bademler üzerinden. Etrafta alevli ateşgüzeli, küçük beyazmelek, küçük zıpzıpperisi, bavius mavisi ve çokgözlü esmerler uçuşuyor. Ama benim aklım zirvede olduklarını öğrendiğim ışgınlar ve ışgın zümrütünde. O yüzden İlhan beyin yolumuz üstündeki yaban bademlerinden topladığı çağlaları tatmak çok da ilgimi çekmiyor açıkçası. Ama yeşil badem, yani Adana’da “çağla” diye satılan taze bademleri yemekten hoşlananlar için hiç de vazgeçilmeyecek bir lezzet. Kuşlar gibi biz de hakkımızı aldık.

 

On dakika sonra bir başka düzlükteyiz. Adı “Büyük Tablak”. Güzelim dilinde tablak herhalde düzlük yer demek.  Büyük Tablak’ta etraftaki kayalıklar ve ardıçlardan türlü kuş sesleri geliyor. Birini hemen tanıyorum: Guuguuk, guuguuk… Evet bu, henüz fotoğrafını çekmediğim Guguk kuşu. Bulunduğum yerden 100 metre kadar yukarılarda bir ardıcın tepesinde etrafı izleyip şarkısını söylemekte: Guuguuk, guuguuk…  Dik yamaçlarda zorlu bir tırmanış ve guguk kuşu kadrajımda artık. Onlarca pozunu çekiyorum ve sol yanımda mütemadiyen “Beni de çek!” diyen gökardıç kuşuna dönüyorum.

 

Yaklaşık 1 saat sonra zirvenin altlarında bir yamaçtayım. Buranın Güzelim dilinde ya da “çobanca” bir adı yok. Daha doğrusu soracağım İlhan bey de yok ortalarda. Zira ben bir dumanlı apollo kelebeğinin birkaç pozunu almak için koşturup dururken birbirimizi kaybettik. Koşuşturmanın karşılığını alıyorum, dumanlı apolloyu doyasıya pozlamayı başarıyorum. Hem de adını henüz bilmediğim bir ballıbaba ve ana kurtkulağı çiçeği (bir süsen türü) üzerinde. Bu kahverengi-mor-sarı renkli bodur süseni ilk kez görüyorum. Bu arada etraftaki kaya çukurlarında ve kaya çatlaklarında mavi, pembe, sarı, türlü türlü renkten çiçekler bana kelebekleri unutturuyor. İşte bir ışgın yaprağı, neredeyse yarım metre çapında dev yaprağıyla önümde duruyor. Hemen koşuyorum, hedefte Işgın zümrütü görmek var. Zira ışgın Van, Tunceli ve Elazığ coğrafyasında olan bir bitki. Yeşil zümrüt rengiyle tırtılları sadece bu bitkide beslenen ışgın zümrütü de bu bitkide bulunmalı diyorum. Olmalı ki, Elazığ’dan batıda Adana’da ilk ışgın zümrütü keşfi olsun. Adana’da ışgın zümrütü keşfedelim. Ne de olsa Projemizin adı “Kendi Kelebeğini Keşfet!”. Işgın yaprağı üzerinde tırtıllar dolu ama bunlar henüz neye ait olduğunu araştırdığım bir güve tırtılına benziyor. Olsun, bir doğa gözlemcisi için her yeni tür bir keşiftir. Ben de öyle yapıyorum, incelemeler, fotoğraf çekimleri…

 

Bir o çiçek, bir şu kelebek peşinde dakikalar geçmiş bile, cep telefonum çalıyor. Doğanın büyüsünü İlhan beyin çağrısı bozuyor: “Hocam neredesin?”. Yukarıya bakıyorum, GPS koordinatı verecek halim yok ya, bulutlara yakın olduğuma göre cevap hazır: “Hemen neredeyse, zirvedeyim!”. Beş-on dakika sonra İlhan bey bana sesleniyor, “Hocam zirveye daha çok var!”.

 

Yeniden tırmanışa başlıyoruz. Tırmanış dediğime aldırmayın, bir patika boyunca hafif tempolu dik yürüyüşe devam ediyoruz. Bir müddet sonra bir hâkim tepe üzerinde bir şeyler atıştırıyoruz. Bir şeyler dediğime bakmayın, İlhan bey elinde uzunca bitki sapını bir ucundan çekip zar gibi soyuyor. "Hocam, al bu Yağlıca. Çok lezzetlidir. Çocukluğumuzda çok yağlıca soyup yerdik diyor".  İlhan bey çocukluğundan beridir yediğine göre tereddüt etmeden ikram ettiği sapı yemeye başlıyorum. Hafif şekerli, sulu ve gevrek, lezzeti çok farklı bu doğal gıdayı keşfetmek hoşuma gidiyor. Daha yukarılarda fotoğraflarını çekmekten de keyif aldığım bu bitki kaya kenarlarında boyu 1-1.5m yükselen, iri pembe çiçekleriyle adaçayı (Salvia sp) türü gibi.  

 

Yağlıcalarımızı tadarken Tufanbeyli Platosu´nu seyrediyoruz. D815 Yolu aşağılarda bir çizgi gibi görünüyor. Sağ yanda dev Tufanbeyli Santrali küçücük bir oyuncak sanki. Tufanbeyli ve Saimbeyli’nin etraftaki tüm köyleri Google haritasına bakarcasına kuşbakışı ayaklarımızın altında. İlhan bey eliyle dokunurcasına gösteriyor. “Hocam en sağdaki Beypınarı, şu Kayarcık, şu Yeşilova, şu Karsavuran, şu Doğanbeyli, şu Çatalçam ve şu ortadaki güzel de Güzelim…”. Epeyce manzara fotoğrafı çekip zirveye doğru tırmanmaya devam ediyoruz.

 

Birden duruyorum. Çünkü bana doğru limon sarısı bir kelebek yaklaşıyor. Onu görür görmez tanıyorum. Bu, kelebek gözlemcilerinin fotoğrafını çekmek için Antalya ve Elazığ’a gittikleri bir güzel. Adı Doğu Elfinstonyası ya da Euchloe penia. Efsaneyi Adana’da görmek heyecan yapıyor. Ama günün bu saatinde öyle hızlılar ki, ancak birkaç tespit fotoğrafı çekebiliyorum. Artık benim için penia’nın güzel bir pozunu çekmek her şeyden daha önemli hale geliveriyor. Sarı çiçekli konukçu bitkilerini İlhan beye gösterip “Ah keşke biraz bulutlanma olsa da, şu bitkisinde dinlenirken çekebilsem…”. İlhan bey “Hocam, hani hava güneşli olsun istiyordunuz, şimdi bulutlu olsa diliyorsunuz”. İnsanoğluyuz, kelebeği gördük ya iyi bir fotoğrafını da çekmek istiyorum elbette. Kelebekler, hava bulutlanınca uçuşu bırakır, sevdikleri bitkilerde güneşin gelmesini bekler ki bu kelebek fotoğrafçılarının çok arzuladığı bir şeydir. Çünkü uçuşta olmayan bir kelebek fotoğrafı için makinenizde tüm ayarları yapma şansınız var demektir. Nasıl olsa yukarılarda tekrar göreceğiz umuduyla tırmanmaya devam ediyoruz.

 

Zirveye yaklaştıkça bitki ve çiçek zenginliği daha artıyor. Elbette kelebekler de. Kırlangıçkuyruk, erik kırlangıçkuyruğu, diken kelebeği, benekli büyük iparhan, esmerboncuk, küçük  beyazmelek, benekli bakırgüzeli… Nihayet zirvedeyiz. Işgınlara ulaşıyoruz. 3-5 dönümlük alana yayılmış ışgınların her birine bakıyorum, en azından bir ışgın zümrütü tırtılı görürüm umuduyla. Zümrüt yok ama yaprakları kara mavi renkleriyle bir tür sinek kaplamış. İyi de fotoğraf modeli oluyorlar. Bir de öğle yemeği niyetine, şifa niyetine ışgın tadıyoruz. İlhan bey bu konularda çok deneyimli, soyduğu ışgın çiçeğinin sapını yemeye başlıyoruz. Birkaç yıl önce "Işgın kanseri 2 günde yeniyor" şeklinde yapılan haberler geliyor aklıma, "Afiyet olsun" diyerek hayatımda ilk kez ışgın lezzetini tadıyorum.

 

 

Zirveye çıkınca ayrılmak zordur. İlhan bey de uyarıyor. “Hocam saat 13.00 oldu, 1 saatte ancak ineriz”. İnişe başlıyoruz. Tırmanmak 3 saat sürmüştü. İlhan bey 1 saatlik iniş hesabı yapsa da ben bunun 2 saat süreceğini biliyorum. Zira dönüş yolunda penia’lara son bir bakmak, kayalar arasında gördüğüm kaya koruğu ya da dam koruklarını pozlamak, kuşları fotoğraflamak var kafamda. Öyle de oldu. Dönüş yolunda, çıkarken görmeyi atladığım bazı bodur gelincikler, otsu çiçekler ve özellikle de 3 farklı ardıç türünden güzel ağaç örneklerini fotoğraflamak ayrı bir keyifliydi. İniş güzergâhında rüzgâr az olduğu için bir doğu cephesi koyağında toplanmış kelebekler ve böcekleri görünce İlhan beye “Benim bu koyakta 3 saate ihtiyacım var” dedim, gülüştük.

 

Saat 15.30’da inişi tamamlayıp Söğütlüpınar´daki düzlüğe indiğimizde Karasakal’a baktım. Bu bir günlük keşif gezisi bana yetmedi diye düşündüm. Hele de Adana’da ilk kayıt olarak tespit ettiğimiz ışgınların çiçeklendiği birkaç hafta sonra, Mayıs sonlarında ışgın zümrütünü de keşfetmek ve penia’nın güzel bir fotoğrafını çekebilmek var aklımda. İlhan bey de çok mutlu, çünkü neredeyse 10 yıl sonra yeniden eski dostu Karasakal´la hasret gidermiş oldu. Dağımız da, biz de mutluyuz, şimdilik ekoturist arkadaşlarımızla gelinceye kadar hoşça kal Karasakal!

 

Not: Gezi arkadaşım ve rehberim İlhan Taş, Orman ve Su İşleri Adana DKMP Şube Müdürlüğü’nde uzun yıllar müdür olarak görev yapmış ve halen aynı müdürlükte orman mühendisi olarak görev yapmaktadır. Güzelim Mahallesi’ndendir.

 

Karasakal Dağı Kelebek Türleri

 

Tarih: 9 Mayıs 2016

Gözlenen tür sayısı: 20

Hava durumu: Açık, zaman zaman parçalı bulutlu, rüzgârlı, sıcaklık 15 °C

 

Türkçe adı

Bilimsel adı

 

Zıpzıplar (Hesperiidae)

-                                 

-

Maviler, Ateşler, Bakırlar, Zümrütler (Lycaenidae)

Karagözmavisi

Glaucopsyche alexis

Alevli ateşgüzeli

Lycaena ochimus

Benekli bakırgüzeli

Lycaena phlaeas

Çokgözlü esmer

Aricia agestis

Çokgözlü Hatay güzelmavisi

Polyommatus antiochenus

Bavius mavisi

Pseudophilotes bavius

Çokgözlü mavi

Polyommatus icarus

Çokgözlü menekşemavisi

Polyommatus thersites

Kahverengiler, Alacalar (Nymphalidae)

Küçük zıpzıpperisi

Coenonympha pamphilus

Esmerboncuk

Lasiommata maera

Benekli büyük iparhan

Melitaea phoebe

Diken kelebeği

Vanessa cardui

Apollolar, Kırlangıçkuyruklar  (Papilionidae)

Step fistosu

Allancastria deyrollei

Erik kırlangıçkuyruğu

Iphiclides podalirius

Kaplan kırlangıçkuyruğu

Papilio alexanor

Kırlangıçkuyruk

Papilio machaon

Dumanlı apollo

Parnassius mnemosyne

Beyazlar, Sarılar (Pieridae)

Doğu elfinstonyası

Euchloe penia

Büyük beyazmelek

Pieris brassicae

Küçük beyazmelek

Pieris rapae